"Enter"a basıp içeriğe geçin

Atatürk’e Göre Din Vazgeçilmez Bir Kurumdur

İnsan, topluluk halinde yaşayan sosyal bir varlık olarak tarih boyunca çeşitli kültür ve medeniyetler meydana getirmiştir. İnsanın yaratılışındaki inanma duygusuna hitap eden din, bu kültür ve medeniyetleri şekillendiren en önemli unsurlardan biridir.

Din, insanları iyi, güzel ve faydalı olana yönlendirerek onların sözlerinde ve davranışlarında doğru olmalarını ister. İnsanların hayatlarını sevgi, şefkat ve merhamet gibi değerler etrafında sürdürmeleri için teşvik eder. Yalan, hile, kin, düşmanlık, hırsızlık, gıybet, iftira gibi kötü davranışlardan uzak durulmasını ister. Böylece bireyin iç huzurunu temin eder, dostluk ve barış ortamının oluşmasını amaçlar.

Atatürk, bireysel ve toplumsal hayatta dinî değerlerin rolünün farkındaydı. Bu sebeple o, dinin birey ve toplum için gerekli bir kurum olduğuna dair inancını çeşitli konuşmalarında dile getirmiştir. Örneğin, 1932 yılında düzenlenen Birinci Türk Tarih Kongresi’nde bir öğretmen, sohbet esnasında Atatürk’e, “Din gerekli bir şey midir?” sorusunu yöneltmiştir. Atatürk sosyal bir gerçeklik olan dinin gerekli olduğunu; “Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur…” (Hulusi Turgut, Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, s. 564.) sözleri ile dile getirmiştir. Bir başka konuşmasında ise bu konu hakkında; “Din, insanların gıdasıdır. Dinsiz adam boş bir eve benzer. İnsana hüzün verir. Mutlaka bir şeye inanacağız. Bu dinlerin en sonuncusu elbette en mükemmelidir. İslam dini hepsinden üstündür.” (Abdurrahman Kasapoğlu, Atatürk’ün Kur’an Kültürü, s. 327.) demiştir. Atatürk’e göre din, bir milletin devamı için moral kaynağıdır. Dini, yaşam için gıda derecesinde gören ve dinsiz bireyi boş bir eve benzeten Atatürk, doğal olarak dinsiz milletlerin devamına imkân görmemiştir.

Milletlerin sahip olduğu değerler sosyal ve kültürel hayatta kendilerini açıkça belli eder. Türk toplumu için İslamiyet, kültürümüzün oluşması ve şekillenmesinde temel etkenlerden biridir. Dolayısı ile edebiyatımızda, mimarimizde, musikimizde, örf ve adetlerimizde pek çok İslami motifi görmek mümkündür. Bursa’da 1923 yılında halkla yaptığı bir söyleşide Atatürk, İslamiyet’in hayatımızdaki önemli yerine işaret ederek, “Milletimiz din ve dil gibi iki fazilete sahiptir. Bu faziletleri hiç bir kuvvet milletimizin kalp ve vicdanından söküp alamamıştır ve alamaz…” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C II, s. 289.) demiştir. Din, birey ve toplumu etkilemektedir. Bu sebeple dini öğretecek kişilerin yetiştirilmesi de önemlidir. Atatürk İzmir’de 1923 yılında yaptığı bir konuşmasında; “Nasıl ki doktor, mühendis yetiştiriyoruz, … tabi dinimizin bütün hasletlerini, felsefesini bilen alim insanlara ihtiyacımız var.” (Sadi Borak, Atatürk’ün Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev, Demeç, Yazışma ve Söyleyişleri, s. 124.) diyerek bu duruma dikkat çekmiştir.

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.