İnanç Bakımından İnsanlar

Yüce Allah, insanı en güzel şekilde yaratmış, akıl ve irade gibi özellikler vererek dinî hükümler karşısında sorumlu kılmıştır. Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarıyla muhatap olan insanlara doğru yoldan sapmamaları için peygamberler ve ilahi kitaplar gönderilmiştir.

Peygamberler, insanları hem bu dünyada hem de ahirette mutluluğa ulaştırmak için çalışmışlardır. Buna rağmen insanların bir kısmı iman etmiş, bir kısmı inkâra yönelmiş, bir kısmı da iman ile küfür arasında bocalayıp durmuştur. Kur’an-ı Kerim’de iman edip etmeme bakımından insanlar mü’min, münafık ve kâfir gibi farklı isimlerle nitelendirilmişlerdir. Yüzlerce ayette mü’minlerin, münafıkların ve kâfirlerin özelliklerine değinilmiş, her bir grup diğerine göre ayırt edici vasıflarıyla tanıtılmıştır.

Mü’min

Allah’a (c.c.), Hz. Peygamber’e (s.a.v.) ve O’nun haber verdiği her şeye hak ve gerçek olarak yürekten inanmaya iman, bu şekilde inanılması gereken şeyleri kabul ve tasdik eden kimseye mü’min denir. Mü’minler ahirette cennete girecekler, orada pek çok nimete kavuşacaklardır. Günahkâr mü’minler, suçları ölçüsünde ahirette cezalandırılsalar da sonunda cennete gireceklerdir. Mü’minlerin kurtuluşa erecekleri ve cennetlik olacaklarına dair Kur’an’da pek çok ayet vardır.36 Bunlardan birinde şöyle buyurulur: “İman edip salih ameller işleyenlere gelince, yaratılmışların en hayırlısı bunlardır. Onların Rableri katındaki mükâfatları, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir. Allah kendilerinden hoşnut olmuş, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. Bu söylenenler hep Rabbi’nden korkan (O’na saygı gösterenler) içindir.”37

Bir kimsenin mü’min olabilmesi için İslam’da inanılması gereken esasların tümünü kalbiyle tasdik etmesi gerekir. İman konusunda esas olan kalben inanmaktır. Ancak kişilerin kalbindeki tasdik, ikrarları ile bilinebildiğinden kalpteki tasdikin dil ile de söylenmesi gereklidir. Çünkü bizler kalplerdekini bilemeyiz. Bir kimseye bu dünyada mü’min muamelesi yapılabilmesi için imanını açıklaması önemlidir. Örneğin Müslüman kadınlarla evlenebilme, Müslüman mezarlığına defnedilebilme gibi muamelelerde kişinin mü’min olduğuna hükmedilebilmesi için kalp ile tasdik yanında dil ile ikrar da beklenir.

Münafık

Bir kimsenin Allah’ın (c.c.) birliğini, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğini ve onun Allah’tan (c.c.) getirdiklerini kabul ettiğini söyleyerek Müslümanlar gibi görünmesine rağmen kalben inanmamasına nifak, böyle davranan kimselere de münafık denir. Münafık, İslam’da inanılması gereken esaslara kalbi ile inanmadığı halde söz ve davranışları ile inanmış gibi görünen kişidir.

Münafıklar dünyada mü’min muamelesi görseler de Allah (c.c.) katında kâfirdirler ve ahirette cehenneme atılacak ve orada ebedi olarak kalacaklardır. Münafıklar içi dışı başka olan, insanların arasını bozan, toplumu karıştıran, nifak çıkaran ikiyüzlü insanlardır ve bu yönleriyle İslam toplumları için inanmadığını açıkça söyleyen kâfirlerden daha tehlikelidirler. Çünkü münafıklar dıştan Müslümanmış gibi göründüklerinden tanımak ve tehlikelerine karşı tedbir almak kolay olmaz.

İçten içe Müslüman toplumun huzur ve düzenini bozup, Müslümanlar’a zarar verirler. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de münafıkları anlatırken “İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde ‘Allah’a ve ahiret gününe inandık’ derler.”38 buyurarak münafıkların inanmadıkları hâlde inanmış gibi göründüklerini haber vermektedir. Bir başka ayette ise “Onların Allah yolundan sapmalarının sebebi önce iman edip sonra inkâr etmeleridir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık onlar hiç anlamazlar.”39 buyrularak münafıkların Allah katındaki durumu belirtilmiştir.

Gerçekte kâfir sayılan münafıklar cehennemin en alt tabakasında (derk-i esfel) olacaklardır. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de “Şüphe yok ki münafıklar, cehennemin en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir yardımcı da bulamazsın.”40 buyrulmuştur. Kâfirlerin ve münafıkların ebedi cehennemlik oldukları ve orada sürekli azaba çarptırılacakları “Allah erkek münafıklara da kadın münafıklara da kâfirlere de içinde ebedî kalacakları Cehennem ateşini vaat etti. O, onlara yeter. Allah onlara lânet etmiştir! Onlar için devamlı bir azap vardır.”41 ayetiyle bildirilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de kâfirlerden daha aşağıda oldukları belirtilen ve kötü özellikleri sebebiyle eleştirilen münafıkları Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle tarif etmiştir:“Münafığın alameti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler; vadettiğini yerine getirmez ve emanete hıyanet eder.”42

Kâfir

Dinî terimlerden küfür, sözlükte hakikati örtmek, nankörlük ve inkâr etmek anlamlarına gelir. İslam dininin inanç esaslarına inanmayan, Hz. Peygamberin (s.a.v.) yüce Allah’tan getirdiği dinin hükümlerinden birini veya birkaçını yahut da tamamını inkâr eden kimseye kâfir denir. Mesela zekâtın farz, kumarın haram oluşunu inkâr eden; meleklere, ilahi kitaplara, ahirete iman etmeyen kâfirdir. Kâfirler ahirette cehenneme girecekler ve orada ebedî olarak kalacaklardır.

Kâfirlerin durumu Kur’an-ı Kerim’de “(Âyetlerimizi) inkâr etmiş ve kâfir olarak ölmüş olanlara gelince, işte Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üstünedir. Onlar ebediyen o lanet içinde kalırlar. Artık ne azapları hafifletilir, ne de onların yüzlerine bakılır.”43 buyrularak belirtilmiştir. İslam inancında müşrikler de kâfir olarak değerlendirilir. Sözlükte ortak kabul etmek anlamına gelen şirk, terim olarak Allah’ın (c.c.) tek ilah ve gerçek mabud oluşunda, isim, sıfat, fiillerinde ve hükümlerinde Allah’a (c.c.) ortaklar koşmak demektir. Müşrikler mutlak yaratıcı olarak Allah’ın varlığını inkâr etmeseler de O’ndan başka ilâhlar olduğunu kabul edip, onlara da taparlar.

Allah’la (c.c.) beraber başka bazı varlıklara ilahlık yakıştırırlar. Sadece Allah’a (c.c.) mahsus olması gereken isim ve sıfatları başka varlıklarda da görürler. Allah’a ortak koşmak, özü tevhit hakikatine dayanan İslam dininin asla kabul edemeyeceği bir anlayıştır. Dinimizde Allah’a (c.c.) şirk koşmak günahların en büyüğüdür. Allah (c.c.), şirk dışındaki diğer günahları bağışlayabileceğini ancak şirk koşmayı kesinlikle affetmeyeceğini bildirmektedir. Şirkin asla bağışlanmayacak kadar büyük bir günah olduğu Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilir: “Allah kendine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır.” 44 Allah’ın asla bağışlamadığı kimse, tövbe etmeden şirk üzerine ölen müşriktir. Yoksa müşrik tövbe ederse o da bağışlanır.

Bu konuda bilinmesi gereken kavramlardan biri de fısktır. Dinin emir ve yasaklarına aykırı davranmaya, hak yoldan saparak dinin sınırları dışına çıkmaya fısk, bu davranışı sergileyenlere ise fasık denir.45 Fasık kavramı Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarına itaatsizlik eden herkes için kullanılır. Ancak fıskın itikadi ve ameli olmak üzere iki boyutu vardır. Müşrikler, kâfirler ve münafıklar itikadi bakımdan fasık sayılırlar. Müslümanlar ise büyük günah işlediğinde veya küçük günahta ısrar ettiğinde ameli fasık sayılırlar. Kur’an-ı Kerim’de leş, kan, domuz eti ve Allah’tan (c.c.) başkası adına kesilen hayvanların etini yemek, fal oklarıyla kısmet aramak, Hz. Peygamber’e (s.a.v.) itaatsizlikte bulunmak, mü’minlerle alay etmek ve onlara kötü lakap takmak gibi bazı fiiller fasıklık olarak nitelendirilmiştir.46

Müslümanlar küfürden, nifaktan, fısktan, şirkten uzak durur ve bütün davranışlarında sadece Allah (c.c.) rızasını gözetir. Bu anlamda Müslüman’ın ayırıcı vasıflarından biri de ihlastır. İhlas, Müslüman’ı küfür, şirk, nifak, zulüm gibi yanlışlıklardan koruyan ve samimiyetle Allah’a (c.c.) yönelmesini sağlayan bir özelliktir. Bir Müslüman hem bu dünyada hem de ahirette mutluluğa ulaşmak için dinimizin temel kavramlarından birisi olan ihlası benimsemeli, imanında, amellerinde ve davranışlarında ihlasla hareket etmelidir.

36 bk. Bakara suresi, 82; Tevbe suresi, 72; İbrahim suresi,23; Hadid suresi, 12. ayetler.
37 Beyyine suresi, 7-8. ayetler.
38 Bakara suresi, 8. ayet.
39 Münafikun suresi, 3. ayet.
40 Nisa suresi, 145. ayet.
41 Tevbe suresi, 68. ayet.
42 Buhârî, İman, 24; Müslim, İman, 107-108.
43 Bakara suresi, 161-162. ayetler.
44 Nisa suresi, 116. ayet.
45 MEB Dinî Terimler Sözlüğü, s. 96.
46 bk. Maide suresi, 3; En’am suresi, 121, 145; Bakara suresi, 282; Hucurat suresi, 11; Tevbe suresi, 67. ayetler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir