"Enter"a basıp içeriğe geçin

İnanç ve İbadet Özgürlüğü Nedir?

Özgürlük, kişinin herhangi bir kısıtlama veya zorlama olmadan kendi başına karar verebilmesi ve hareket edebilmesidir. Bu, insanın doğuştan sahip olduğu temel haklardan biridir. Bu anlamda her insanın bir dini seçme ve o dine göre ibadet etme özgürlüğü vardır.

İnanma duygusu doğuştan gelir. İnanç özgürlüğü ise insan tabiatının bir gereğidir. İnanç özgürlüğü, insanın bir dine inanması ya da inanmamasıdır. İnsanın bir dine inanması, inandığını uygulaması, inancını öğrenmesi, öğretmesi ve yayması inanç özgürlüğü kapsamına girer. Kur’an-ı Kerim’de “Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır…”(Bakara suresi, 256. ayet.) buyrularak her insanın, herhangi bir dine inanma hususunda serbest bırakıldığı ifade edilmiştir.

Akıl sahibi bir kişinin Allah’ın (c.c.) varlığına, birliğine, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) O’nun kulu ve elçisi olduğuna hür iradesi ile inanmasına “iman” denir. İmandaki akıl ve hür irade vurgusu önemlidir. Çünkü aklî melekesi yerinde olmayan veya baskı sonucu inanan kişinin inancının bir değeri yoktur. Bir insanı inanmaya zorlamak onu ikiyüzlülüğe iter. İslam ise ikiyüzlülüğü şiddetle kınamıştır. İslam, inanmaya zorlamayı yasaklayarak insanların ikiyüzlü davranmasına neden olacak yolu kapatmıştır. Zaten bir kimseye zorla bir inanç benimsetilirse insanın seçme özgürlüğü elinden alınmış olur. Bu da dünyayı bir imtihan yeri olmaktan çıkarır. Hâlbuki Allah (c.c.) Kur’an’da “De ki: ‘Hak (bu Kur’an), Rabb’inizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin…”(Kehf suresi, 29. ayet.) buyurarak inanıp inanmama konusunda kişiyi özgür bırakmıştır.

Yüce Allah, (c.c.) Peygamberimize (s.a.v.) insanları dine davet etme görevi vermiş ancak inanmaları konusunda baskı yapmaması ve zor kullanmaması konusunda da uyarmıştır. Bu husus Kur’an-ı Kerim’in bir ayetinde şöyle ifade edilmiştir: “O hâlde (Resul’üm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt verici, hatırlatıcısın. Onlar üzerinde bir zorba değilsin.”(Ğâşiye suresi, 21-22. ayetler.) Başka bir ayette ise “Eğer Rabb’in dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mümin olsunlar, diye insanları zorlayacaksın?”(Yûnus suresi, 99. ayet.) buyrularak iman konusunda zorlamanın doğru olmadığına dikkat çekilmiştir. Bu ayetlere göre inanmak ya da inanmamak insanın vicdanına ve özgür iradesine bırakılmıştır.

Allah’ın Resulü (s.a.v.) insanlara İslam’ı bu ayetler ışığında tebliğ etti ve hiç kimseyi İslam’ı seçmesi için zorlamadı. Peygamberimiz (s.a.v.) insanları karşısına değil, yanına almaya çalıştı. Allah’ın (c.c.) vahyini insanlarla buluşturdu, sonrasını Allah’a (c.c.) havale etti. İnsanların özgür iradeleriyle Allah’a (c.c.) inanmalarını istedi. İslam’ı anlattığı kişiler hür iradeleriyle karar vererek ya inandılar ya da inanmadılar.

Peygamber Efendimiz, (s.a.v.) bütün insanlığa gönderilen bir elçiydi. O; bir bölgeye, bir millete veya bir kabileye gönderilmemişti. Dolayısıyla onun daveti de belli bölge, belli insanlar ve belli toplumlarla sınırlı değildi. Bizzat gidip de İslam’ı tebliğ edemediği yerlere mektuplar yazıp elçiler göndererek tebliğ görevini yerine getiriyordu. Bu mektuplarda Peygamberimiz (s.a.v.) insanları, İslam’a davet ve inandırma hususunda baskı veya tehdit gibi herhangi bir yaklaşım içinde olmamıştır.

Bireyin inanç özgürlüğünün yanında ibadet etme özgürlüğü de vardır. İbadet, Allah’a (c.c.) karşı gösterilen saygı, demektir. İbadet aynı zamanda Allah’ın (c.c.) emirlerini yerine getirmek, yasakladığı şeylerden uzak durmak anlamına da gelir. İbadet özgürlüğü, kişinin inandığı dinin buyruklarını yerine getirme ve ibadethane inşa etme özgürlüğünü de kapsar.

İmanın Geçerlilik Şartları:

• İmanın kesin olması, şüpheli ve tereddütlü olmaması gerekir.
• İman eden çaresizlik ve ümitsizlik hâlinde olmamalıdır.
• İman, hür iradeye dayalı bir tercih olmalı, baskı veya tehdit durumunda gerçekleşmiş olmamalıdır.
• Mümin, iman esaslarının tamamına gerektiği gibi inanmalıdır.

Hiç kimsenin baskısı ve zorlaması olmadan gönülden inanan bir kimse, inandığı dinin buyruklarını kendi isteği ile yerine getirir. Çünkü bir dine inanmak; o dinin kural, ilke ve ibadetlerini yerine getirmeyi de kabul etmek anlamına gelir. Çünkü din bir bütündür. Bu nedenle içtenlikle inanan birinin ibadetini yapmaması gibi bir durum düşünülemez. Eğer böyle bir durum içinde olursa inancıyla davranışı çelişmiş olur. İslam, diğer din mensuplarına ibadet etme özgürlüğü tanımıştır. Peygamberimiz de (s.a.v.) onlara ibadetlerini mescitte yapmalarına müsaade edecek kadar hoşgörülü davranmıştır. Örneğin Necranlı Hristiyan bir grup Peygamber Efendimizle (s.a.v.) görüşmek için Medine’ye gelir. Mescitteki görüşme esnasında grup, ibadet vakitlerinin geldiğini söyleyerek Peygamberimizden (s.a.v.) müsaade ister. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) onların mescitte ibadet etmelerine müsaade eder.(Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, C 1, s. 620.) Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bu uygulamasını benimseyen Müslümanlar da fethettikleri topraklardaki diğer din mensuplarının ibadetlerine karışmamış ve ibadethanelerine dokunmamışlar hatta bu ibadethaneleri koruma altına almışlardır.

İslam’da bütün ibadethanelerin (cami, mescit, kilise, havra, sinagog vb.) dokunulmazlığı vardır. Bu hususla ilgili bir ayette şöyle buyrulmuştur: “…Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi mutlak surette içlerinde Allah’ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılır giderdi…”(1) Herkes inandığı gibi ibadet etmekte özgürdür. Müşrikler İslam’ın yayılmasına engel olamayınca ortamı biraz yumuşatmak için Peygamberimize (s.a.v.) gelerek “Biraz sen bizim tanrılarımıza ibadet et, biraz da biz senin tanrına ibadet edelim.”( 2) demişti. Bunun üzerine Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: “(Ey Resul’üm!) De ki: Ey kâfirler! Ben sizin tapmakta olduklarınıza tapmam. Siz de benim taptığıma tapmıyorsunuz. Ben, sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim. Evet, siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz. Sizin dininiz size, benim de banadır.”(3) Hz. Muhammed (s.a.v.) Medine’de tüm gruplarla yaptığı sözleşmede “…Yahudilerin dinleri kendilerine, müminlerin dinleri de kendilerinedir…”(4) ibaresini koyarak din, inanç ve ibadet özgürlüğünün kişiye ait olduğuna işaret etmiştir. Bu bağlamda farklı inanç sahiplerinin bir arada yaşayabileceğini de göstermiştir.

İbadet, inancın eyleme dönüşmesidir. Eğer ibadet hakkı engellenirse inanç özgürlüğü de engellenmiş olur. İnancı ne olursa olsun kişilerin inancına, ibadetine ve ibadethanesine saygılı olmak dinimizin bir emri, bizim de insani görevimizdir.

(1) Hac suresi, 40. ayet.
(2) Süleyman Ateş, Yüce Kur’an-ı Kerim Tefsiri, C 6, s. 3155.
(3) Kâfirûn suresi, 1-6. ayetler.
(4) Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, C 1, s. 208.

Tek Yorum

  1. Sema

    Türkiye,Mısır,Güney Arabistan,Endonozya ve Malezya gibi bölgelerde yaygınlık kazanmış fıkhı ekol nedir?Acill!!!Arkadaşlar bu sorunun cevabını bilen yorum atabilir mi? Lütfen …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.