"Enter"a basıp içeriğe geçin

İnsanların Yaşama ve Sağlık Hakkı Vardır

Yaşama hakkı, herkesin can güvenliğinin sağlanması ve insanların hayatlarını huzur ve güven içinde yaşayabilmesidir. Sağlık hakkı ise insanın hastalıklar karşısında koruyucu tedbirlerle ve tedavi imkânlarıyla hayatını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmesidir. Hayata yönelik her türlü tehdit ve tehlikeden uzak bir şekilde yaşayabilmek tüm insanların doğuştan kazandığı en tabii haklardandır. Diğer bütün haklar ve özgürlükler bu hakkın varlığına bağlı olduğu için yaşama hakkı, bütün hakların ve özgürlüklerin de temelidir.

İslam dininde yaşama hakkı dokunulmaz kabul edilmiş ve bu durum Kur’an-ı Kerim’de “… Allah’ın muhterem kıldığı cana kıymayın…” (İsrâ suresi, 33. ayet.) ayetiyle belirtilmiştir. Yine Kur’an-ı Kerim’de “… Kim bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir kimsenin yaşamasını sağlarsa bütün insanları yaşatmış gibi olur…” (Mâide suresi, 32. ayet.) buyurularak yaşama hakkının ihlali en büyük günahlardan sayılmış ve bir insanın yaşamasına vesile olmak çok değerli ve erdemli bir davranış olarak görülmüştür.

Dinimizde hayat, Allah’ın (c.c.) insana bağışladığı en büyük nimetlerden biri olarak kabul edilmiş; insanın bedeni, Allah’ın (c.c.) emaneti olarak görülmüştür. Bu sebeple emanete ihanet etmek manasına gelen ve yaşama hakkını sonlandıran öldürme ve intihar haram kılınmıştır. Bir hayata son vermek açısından bakıldığında intiharın bir insanı öldürmekten farkı yoktur.

Dünyadaki bütün hukuk sistemlerinde yaşama hakkı en kutsal haklardan biri olarak kabul edilmiş ve bu hakkın korunması için her türlü tedbir alınmıştır. Bu bağlamda kürtaj, ötanazi ve intihar gibi yaşama hakkıyla alakalı düzenlemeler yapılmıştır. Farklı yaklaşımlar olmakla birlikte hâlâ pek çok hukuk sistemi bunları suç kabul etmektedir.

Yaşama hakkı yanında sağlık hakkı da en önemli haklardandır. Sağlık hakkı denildiğinde ruh ile beden sağlığı birlikte anlaşılır ve insan bir bütün olarak değerlendirilir. Dinimizde diğer insanların yaşama ve sağlık hakkının gözetilmesi emredilirken insanların kendi canlarını ve sağlıklarını korumaları da bir sorumluluk şeklinde her bir insana vazife olarak yüklenmiştir. Bu sebeple insanlardan ruh ve beden sağlığını muhafaza etmeleri, hastalandıklarında tedavi olmaları istenmiştir. Örneğin akıl ve ruh sağlığına zarar vermesi sebebiyle alkol ve uyuşturucular haram kılınmış, insanlara bu türden zararlı alışkanlıklardan uzak durmaları tavsiye edilmiştir.

Günümüzde yaşama ve sağlık hakkı konusunda dikkat edilmesi gereken yeni bazı durumlar da gündeme gelmiştir. İnsan hayatını tehdit eden sağlıksız ürünler, gıda ve tüketim maddelerinde kullanılan zararlı kimyasallar, çevrenin ve ekolojik dengenin tahrip edilmesi bunlar arasında sayılabilir. Bunlara karşı dikkatli olmak ve gereken tedbirleri almak sağlığımız açısından önemli olduğu gibi aynı zamanda dinî bir sorumluluktur.

Yaşama hakkıyla ilgili anayasanın 17. maddesinde şu hüküm bulunur: “Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı hâller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz, rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz, kimseye işkence ve eziyet yapılamaz. Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya tabi tutulamaz…”

Sağlık hakkı konusunda ise anayasanın 56. maddesinde şöyle denir: “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet; herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi arttırarak iş birliğini geliştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler…”

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.