"Enter"a basıp içeriğe geçin

İslam Anlayışında Yöneticinin Görev ve Sorumlukları Nelerdir?

Hz. Muhammed (s.a.v.) hem bir insan hem de bir peygamberdir. Evinde, çarşıda, pazarda ve sosyal hayatta sorumlulukları olduğu gibi peygamber olarak da görev ve sorumlulukları vardır. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) asli görevi Allah’tan (c.c.) aldığı vahyi insanlara ulaştırmaktır. Vahyin açıklanması ve uygulanması bu görevin devamı niteliğinde olduğundan bu konuda Kur’an’da Peygamberimizin (s.a.v.) otoritesinin tanınması da istenmiştir. Yüce Allah (c.c.) birçok ayetinde insanlardan elçisine inanmasını istemiş, ona itaat etmeyi emretmiş, isyan etmeyi yasaklamıştır.

Kur’an’a göre Müslüman bir yöneticinin en önemli görevi Allah’ın (c.c.) koyduğu ölçülere uygun bir yönetim sergilemesidir. Yüce Allah (c.c.) yöneticilerden öncelikle adaletli olmalarını ister. Adalet; herkese hakkını vermek, her işi doğru, güzel ve yerli yerinde yapmaktır. İnsan hakları ancak adil bir yönetimle güvence altına alınabilir. İyi bir yönetici ırk, renk, cinsiyet ve inanç farkı gözetmeksizin yönetimi altında yaşayan herkesin temel insan haklarını güvence altına almakla yükümlüdür.

Sevgili Peygamberimize (s.a.v.) göre yönetici olan kimse, gücü yettiğince çalışmalı ve her konuda insanları doğruya ve güzele yönlendirmeyi amaç edinmelidir. Bu hususta “Müslümanların idaresini üstlenip de onlar için çalışmayan ve onları doğruya yönlendirmeyen yönetici, onlarla birlikte cennete giremez.”(Müslim, İman, 229.) buyurarak yöneticilere görevlerini hatırlatmış ve onlara manevi bir sorumluluk yüklemiştir. Yöneticiler yönetimi altındaki kişilere iyi ve güzel olan işleri tavsiye etmeli, onları kötülüklerden korumalıdır. Çünkü toplumda işlenen kötülükleri ve Allah’ın (c.c.) haram kıldığı alışkanlıkları engellemek yöneticilerin görevidir.

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) adaletine yönetimdeki gayrimüslimler de güvenir ve kendi aralarındaki herhangi bir anlaşmazlıkta Peygamberimizin (s.a.v.) hakemliğine başvururlardı.(bk. Mâide suresi, 42. ayet. ) Çünkü o kendisine intikal eden olaylarda, taraflardan biri Müslüman olmasa dahi büyük bir titizlikle iki tarafı da dinler ve öyle karar verirdi. Bu konuyla ilgili Hz. Ali’ye (r.a.) şu öğüdü vermiştir: “Sana iki kişi muhakeme olmak için geldiğinde hiçbir zaman ikisini de dinlemeden karar verme. Çünkü doğruyu bulman ancak her ikisini de dinlediğinde mümkündür.”(Afzalur Rahman, Siret Ansiklopedisi, c 1, s. 75.)

Yönetimde adaletin gerçekleşebilmesi için öncelikle yöneticilik görevine atanacak kimselerin görevleriyle ilgili uygun ve yeterli özelliklere sahip olmaları gerekir. Yönetici ve yönetilen ilişkisine vurgu yapılan bir ayette “Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle hükmetmenizi emreder. Bununla Allah size ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu Allah işitendir, görendir.”(Nisâ suresi, 58. ayet.) buyrulur.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) yönetici atamalarında liyakati esas almış ve bu konuda asla taviz vermemiştir. Rivayet edildiğine göre çok sevdiği sahabeden biri olan Ebu Zer (r.a.) bir gün Peygamberimizden yöneticilik görevi ister. Ebu Zer (r.a.) çok duygusal ve gördüğü yanlışlıklar karşısında çok sert tepkiler veren bir sahabîdir. Onun özelliklerini yöneticilik açısından sakıncalı bulan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) elini Ebu Zer’in (r.a.) omzuna koyar ve ona şöyle der: “Sen zayıf bir kimsesin, yöneticilik ise bir emanettir. Kıyamet günü zillet ve pişmanlığa yol açar. Ancak onu hakkıyla elde edip kendine düşen sorumluluğu yerine getiren kimse bundan müstesnadır.”(Müslim, İmâre, 16.) Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bu tavrı, bir kişiyi yönetici belirlerken onun bilgisinin ve becerisinin yanında kişilik özelliklerine de dikkat etmenin önemini göstermekte ayrıca yönetimde liyakat ilkesini çiğnemenin ahiret hayatındaki karşılığına işaret etmektedir.

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bir yönetici olarak şefkatli tutumu sadece insanlara karşı değil bütün canlılara yönelik bir tutumdu. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bir yolculuğu esnasında dinlenmek için bir yerde konaklamıştı. Ağaçtaki bir kuşun yavrusunu alan birini gördü. Kuş telaşla çırpınıyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) kuşun yavrusunu alan o kişiyi uyardı ve yavrunun yerine konulmasını sağladı.(Afzalur Rahman, Siret Ansiklopedisi, C 1, s. 47.)

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.