İslam dininin temel inanç esasları nelerdir?

İslam inancı, Allah’a samimi ve içten bir şekilde bağlanmayı gerektirir. İslam’ın inanç esasları itikat olarak isimlendirilir. İtikat sözlükte, gönülden bağlanma, kesin karar verme, samimi olarak inanma anlamlarına gelir. Dinî bir terim olarak, dünya ve ahirette insanların mutlu olmaları için Allah’ın göndermiş olduğu kuralların hepsini kesin bir şekilde kabullenme, iman etme anlamına gelir. (MEB. Dinî Terimler Sözlüğü, s.185.)

İslam inancına konu olan hükümler, Kur’an-ı Kerim’den ve Hz. Muhammed’in hadislerinden tespit edilmektedir. İslam dininin inanç esasları; Allah’ın var ve bir olduğuna, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret gününe ve kaza ve kaderin iyi ve kötü yönleriyle Allah’tan olduğuna inanmaktır. Aslında Kur’an-ı Kerim’de zikredilen her şey bir bakıma inanç esasıdır. İnanılması, tasdik edilmesi, doğruluğundan hiç şüphe etmeden gönülden bağlanılması gereken bir inanç esasıdır. Bu sebeple, dinî hükümlerin hepsi bir bakıma inanç esasıdır. Müslüman bir kişi de iman konularının Kur’an-ı Kerim’in tamamından oluştuğunun bilincinde olur. Kur’an-ı Kerim’de; “Ey İnananlar! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba inanın. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr ederse, şüphesiz gerçek bir sapıklığa düşmüştür.” Nisa suresi, 136. ayeti inanç esaslarının Kur’an’ın tamamını kapsadığını ifade eder. Ayette özetle Allah’a, Peygamberine ve Peygamberine indirilen kitaba iman edilmesi istenmekte ve emredilmektedir.

İslam dininin iman esasları ilmihal kitaplarında âmentü terimiyle ifade edilir. Terim olarak, iman esaslarını kısa ve öz olarak ihtiva eden metni ifade etmek için kullanılır. Âmentünün metni şudur: “Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülihî ve’l-yevmi’l-âhiri ve bi’l-kaderi hayrihî ve şerrihî minallâhi teâlâ ve’l-ba‘sü ba‘de’l-mevti hakkun. Eşhedü enlâ ilâheillallâh ve eşhedü enne muhammeden abduhû ve rasûlüh” (Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inandım. Öldükten sonra diriliş haktır. Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim). (TDV, İlmihal, C 1, s,81.)

İnanç esaslarının kendilerine has birtakım özellikleri vardır. Bu özellikleri şöyle sıralayabiliriz:

1. İnanç esasları açık ve sadedir. İnsanın bunları algılamasında bir problem olmayacak niteliktedir. Emredilen de yasaklanan da gayet açık bir şekilde belirtilmiştir. İnanç esasları akl-ı selim tarafından kolayca anlaşılabilir. İslam inanç esasları insan fıtratına en uygun bir yapıya sahiptir. İnsanın fıtrî ve doğal yaratılışı İslam inanç esaslarına uygundur.

2. İslam inanç esaslarını sade ve yalın olduğu için aklını ve iradesini doğru kullanan her insan tarafından kolayca öğrenilir ve kabul edilebilir. Bunun için hiçbir kişi ya da kurumun iznine gerek yoktur. İslam inanç esasları kul ile Allah arasında hiç bir aracı kişi ya da kurumun olmasına izin vermez.

3. İnanç esasları dogmatik değildir. Dogma: belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesidir. İslam inanç esasları vahiy kaynaklıdır. Hiçbir insanın müdahalesi yoktur. İslam inanç esaslarının her türlü temellendirilmesi, açıklamasının ve yorumlamasının yapılabilmesi mümkündür. İnsanlar tarafından oluşturulmadığı için de baskı ve zorlama yoktur. İnanç esaslarının kabulü gönülden bağlılıktır. İslam inanç esasları baskı ve zorlamayla kabul edilemez. İslam inanç esasları kalp ve vicdana hitap etmenin yanında kesin delillere ve açık akıl yürütmelere yer verir. Kur’an’da; “…De ki: Doğru iseniz delillerinizi getirin.” (Bakara suresi, 111.ayet.) bu duruma işaret etmektedir.

4. İslam inanç esaslarının benimsenmesi insanın hür iradesine bırakılmıştır. Bir insanın kendisine ulaşan ilâhî mesajları kabul edip etmemesi kendi kararına bırakılmıştır. Bu yüzden inanç esaslarında zorlama yoktur. Bu konu ile ilgili bir ayette; “Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğûtu reddedip Allah’a inanırsa kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.” (Bakara suresi, 256. ayet.) buyrulmaktadır.

İslam inanç esaslarını kabul edip etmemek kişinin kendi sorumluluğudur. Kur’an’da bu konu ile ilgili olarak “De ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” (Kehf suresi,29.ayet.) buyrulmaktadır.

5. İslam inanç esasları insan fıtratına en uygun bir yapıya sahip olduğu için insana dünya ve ahiret saadetini sağlar. İslam inanç esaslarını kabul eden bir kişi hem ümit hem de korku içinde olmalıdır. Zira Yüce Allah hem Gaffar’dır hem de Kahhar. Yani bağışlaması da vardır, kahrı ve perişan etmesi de vardır. Bu yüzden inanan bir kişi denge insanı olmalıdır.

İslam inanç esaslarını kabul edenler, Allah’ın rahmetine karşı sonsuz bir ümit içinde olmalıdırlar. Allah’ın rahmetinden ümit kesmek inanan bir insanın özelliği değildir. Bu konu ile ilgili bir ayette şöyle buyrulur: “Ey oğullarım! Gidin de Yusuf’u ve kardeşini iyice araştırın, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.”(Yusuf suresi, 87. ayet.) İslam inanç esaslarını kabul eden bir kişinin hayatı korku ve ümit içinde geçmelidir. İnanç esaslarını kabul eden bir insan, Allah’ın rahmetine güvenerek azabından emin olmamalı; inanmayan bir kişi de Allah’ın rahmetinden ümit keserek O’nun kapısına başvurmaktan geri durmamalıdır. Bu yüzden korku ve ümit içinde olmak her insan için gereklidir. Kur’an’da “…Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verendir. Ve O çok bağışlayan, pek esirgeyendir.” (A’raf suresi, 167. ayet.) buyrulması korku ve ümidi bir arada ve sürekli yaşamak gerektiğini göstermektedir. İslam inanç esasları insana korku ve ümit arasında dengede olmayı öğretir. İnsan korku ve ümit arasında Allah’ın (c.c.) rahmetini dilemelidir. Kur’an-ı Kerim’de “…Allah’a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Şüphesiz, Allah’ın rahmeti iyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanlara yakındır.” (A’raf suresi, 56. ayet) buyrulmaktadır.

İslam’ın bütün inanç esasları Allah’a imanla başlar. İnancın esas ve özünü Allah’ın bir, eşsiz ve benzersiz olduğuna iman oluşturur. Yüce Allah’ın varlığını ve birliğini kabul edip, O’nu tek ve eşsiz yaratıcı olarak kabul etmek tevhid kavramıyla ifade edilir. Bütün inanç esasları Allah’a imana ve O’nun birliği esasına dayanmaktadır çünkü Allah’a imanın içerisinde, gönderdiği peygamberi kabul etmek, indirdiği kitabı benimsemek ve kitabında zikrettiği hususları tasdik etmek vardır.

Kur’an-ı Kerim’de tevhid inancıyla ilgili İhlas suresinde şöyle buyrulur: “De ki: O, Allah’tır, bir tektir. Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtaç değildir.) O’ndan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir). Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir). Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.” (İhlas suresi, 1-4. ayetler.) Tevhid inancı, bütün peygamberlerin tebliğ ettiği inanç esaslarının temelini oluşturur. Bu durum Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilir: “Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, ‘Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibadet edin’ diye vahyetmişizdir.” (Enbiya suresi, 25.ayet.) Allah’ın varlığına inanmakla birlikte O’nun vasıfları hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Varlığına inandığımız Allah’ı sıfatlarıyla tanımalı, O’nun bizimle ve bütün varlıklarla ilişkisini anlamalıyız. Kur’an-ı Kerim pek çok ayet bizlere Allah’ı tanıtır. Bizler Yüce Allah’ı Kur’an’da geçen ve Peygamberimizin bildirdiği isimlerinden tanırız. Yüce Allah’ın bütün isimleri için esmâ-i hüsna kavramı kullanılır. En güzel isimlerin Allah’a ait olduğunu Kur’an bizlere şöyle bildirir: “Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O’na mahsustur.” (Tâhâ suresi, 8.ayet.) Başka bir ayette de; “…En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nun şanını yüceltmektedirler. O galiptir, hikmet sahibidir.” (Haşr suresi, 24.ayet.) buyrulmakatadır.

Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde geçen pek çok ismi vardır. Bizler Allah’ı güzel isimleriyle tanımalı, O’na iman ve itaat etmeliyiz. Kur’an’da “En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin ve O’nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır.” (A’raf suresi, 180. ayet.) buyurularak, esmâ-i hüsnâ ile dua etmemiz emredilmiştir. Peygamberimizin bir hadisinde: “Allah Teâlâ’nın doksan dokuz isminin olduğu ve bunları sayanın cennete gireceği bildirilmektedir.” (Buhari, Tevhid 12.) Ancak Allah’ın isim ve sıfatları 99 isimden ibaret değildir. Allah’ın ayet ve hadislerde geçen başka isimleri de vardır. Hadiste 99 sayısının zikredilmesi, sınırlama anlamına değil, bu isimlerin Allah’ın en meşhur isimleri olması sebebiyledir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir