İslam Düşüncesinde Amelî-Fıkhi Yorumlar

Hz. Peygamber hayattayken Müslümanlar, dinî hayatlarını onun görüşleri doğrultusunda sürdürüyordu. Karşılaştıkları problemleri Allah’ın Resulüne iletiyorlar, öğrenmek istedikleri şeyleri ona soruyorlardı. Peygamberimizin vefatından sonra İslamiyet geniş bir coğrafi alanda yayıldı. Sosyal hayat karmaşıklaştı, toplumsal sorunlar çoğaldı. Müslümanlar, ortaya çıkan yeni sorunlar konusunda dinin bakış açısını öğrenmek için İslam âlimlerine müracaat ettiler. Âlimler de kendilerine iletilen sorunlara, ayet ve hadisler çerçevesinde çözümler ürettiler. Zamanla bazı İslam bilginlerinin görüşleri, dinî konulardaki yorumları halk tarafından daha çok benimsendi ve taraftar buldu. Bu âlimlerin görüşleri, öğrencileri tarafından sistemleştirildi. Böylece amelî-fıkhi düşünce ekolleri ortaya çıktı. Hanefîlik, Şafilik, Malikîlik, Hanbelîlik amelî-fıkhi mezheplerdir. Ayrıca yurdumuzun doğu bölgelerinde yaşayan Caferilik de bir amelî-fıkhi mezheptir.

Hanefîlik

Hanefîlik, İmam Âzam Ebu Hanife (öl. 767)’nin görüş ve düşünceleri doğrultusunda ortaya çıkmış bir amelî-fıkhi yorum biçimidir. Ebu Hanife, Kûfe’de dünyaya gelmiş, Bağdat’ta vefat etmiştir. Küçük yaşlarda Kur’an’ı ezberlemiş, bir süre ticaretle uğraştıktan sonra ilmî faaliyetlere yönelmiştir. Tefsir, hadis, fıkıh, akait, Arap edebiyatı gibi alanlarda dönemin âlimlerinden ders alıp kendini geliştirmiştir. En önemli eseri Fıkh-ı Ekber’dir. Keskin bir zekâya, güçlü bir muhakeme yeteneğine ve sağlam bir mantığa sahip olan Ebu Hanife’nin dinî konularda ortaya koyduğu görüşler, verdiği fetvalar geniş halk kitleleri tarafından kabul görmüştür.

İmam Âzam Ebu Hanife’nin temellerini attığı Hanefîlikte dinî bir konuda görüş belirtilirken önce Kur’an’a, sonra sünnete müracaat edilir. Bu iki kaynakta delil yoksa sahabelerin sözlerine ve İslam âlimlerinin görüş birliği içinde olup olmadığına bakılır. Son olarak da bir konuda hüküm verecek olan âlim, benzer konularda ortaya konulan hükümlerle kıyas yaparak kendi görüşünü belirtir. Hanefîlikte akla, toplumun örf ve âdetlerine önem verilir. Dinî hükümlerin uygulanmasında kolaylık ön planda tutulur.

Hanefîlik mezhebi Orta Asya ülkelerinde, Türkiye, Arnavutluk, Bosna Hersek, Afganistan, Pakistan gibi ülkelerde yaygındır.(Ali Bakkal, İslam Fıkıh Mezhepleri, s. 59-64; 82-89.)

Malikîlik

Malikî mezhebi, Malik bin Enes (öl. 795)’in fıkhi konularda ortaya koyduğu görüş ve düşüncelere dayanır. İmam Malik küçük yaşlardan itibaren ilim öğrenmeye başlamış, özelikle fıkıh ve hadis alanlarında uzmanlaşmıştır. Onun en önemli eseri olan Muvatta, İslam dünyasında temel hadis kaynaklarından biri kabul edilir.

Malikî mezhebinde, meydana gelmemiş durumlar için dinî hüküm vermek hoş karşılanmaz. Olmuş olaylar için fetva verilir. Ayrıca Malikîlikte, Hz. Peygamberin hayatının son on yılını geçirdiği Medine’de yaşayan halkın uygulamalarına önem verilir, Medinelilerin davranışlarının, örf ve âdetlerinin sünnete aykırı olamayacağı varsayılır. Maliki mezhebinde dinî konularda hüküm verilirken başvurulan temel kaynaklar Kur’an, sünnet, İslam âlimlerinin üzerinde ittifak ettiği görüşler ve kıyastır.

Malikîlik mezhebi daha çok Fas, Cezayir, Tunus, Sudan, Mısır ve Libya’da yayılmıştır.(Osman Keskioğlu, Fıkıh Tarihi ve İslam Hukuku, s. 133-137; Ali Bakkal, İslam Fıkıh Mezhepleri, s. 120-130.)

Şafiîlik

İslam dünyasındaki en yaygın amelî-fıkhi mezheplerden biri olan Şafiîlik, İmam Şafiî (öl. 820)’nin görüş ve düşüncelerine dayanır. İmam Şafiî küçük yaşlarda Kur’an’ı ezberlemiş, daha sonra döneminin önemli ilim merkezleri olan Bağdat, Mısır, Yemen, Medine gibi bölgelerdeki âlimlerden ders almıştır. Özellikle fıkıh ve hadis ilminde uzmanlaşmış, fıkhi konulardaki görüşleri pek çok insan tarafından benimsenmiştir. Fıkıh ilminin kurallarını sistematik olarak ortaya koyan ilk kişi olan İmam Şafiî’nin en önemli eserleri er-Risale ve el-Ümm’dür.

Şafiîlikte dinî bir konuda hüküm verilirken sırasıyla Kur’an, sünnet, sahabe görüşleri ve kıyasa başvurulmuştur. Şafiî mezhebinde fıkhi konularda sünnete çok önem verilmiştir. Şafiî âlimler, sahabelerin farklı görüşleri varsa onlardan kendilerine en uygun olanına tabi olmayı tercih etmişlerdir. Şafiîliğin en yaygın olduğu yerler Anadolu’nun doğu ve güneydoğu bölgeleri; Hindistan, Malezya, Endonezya, Seylan, Kafkasya ve Azerbaycan’dır.(Şamil Dağcı, İmam Şafiî, s. 64, 65, 72; Ali Bakkal, İslam Fıkıh Mezhepleri, s. 140-160.)

Hanbelîlik

Günümüze kadar varlığını sürdüren amelî-fıkhi yorum biçimlerinden biri de Hanbelîliktir. Hanbelîlik, büyük İslam âlimi Ahmed bin Hanbel (öl. 855)’in fıkhi konulardaki görüş ve düşüncelerine dayanır. Ahmed bin Hanbel, döneminin önemli âlimlerinden ders almıştır. Özellikle hadis ve fıkıh alanında uzmanlaşmış, derin bilgi sahibi olmuştur. En önemli eseri, Müsned adı verilen hadis kitabıdır.

Diğer İslam mezheplerinde olduğu gibi Hanbelîlikte de Kur’an ve sünnet, dinî bir konuda hüküm verilirken başvurulan temel iki kaynaktır. Bunun dışında sahabelerin ve ondan sonraki nesil olan tabiilerin görüşüne de önem verilir. Hanbelî mezhebinde dinî hükümlerde çok fazla toleransa yer verilmez. Özellikle ibadet konularında katı ve tavizsiz hükümler öngörülür. Hanbelîlerde icma yani İslam âlimlerinin görüş birliği içinde olması sadece sahabe ve tabiiler için söz konusudur. Sonraki dönem âlimlerinin icması delil sayılmaz.(Osman Keskioğlu, Fıkıh Tarihi ve İslam Hukuku, s. 154-156; Ferhat Koca, Ahmed bin Hanbel, s. 128-130.)

Caferîlik

Günümüzde çok sayıda mensubu bulunan bir mezhep olan Caferîlik, Cafer-i Sadık (öl. 765)’ın fıkhi konulardaki görüş ve düşüncelerine dayanır. İmam Cafer doğru sözlülüğü ve güvenilirliği nedeniyle Sadık lakabıyla anılmıştır. Hadis, fıkıh, coğrafya, astronomi gibi alanlarda ilim tahsili yapan Cafer-i Sadık, çok sayıda talebe yetiştirmiştir. İmam Âzam Ebu Hanife de ondan ilim öğrenmiştir. Takva sahibi büyük bir âlim olan İmam Cafer’in fıkhi konulardaki görüşleri pek çok insan tarafından benimsenmiş ve Caferîlik mezhebinin temelini oluşturmuştur.

Caferî mezhebine mensup Müslümanlar beş vakit namazı birleştirerek üç vakitte kılarlar. Bu mezhebi benimseyenler öğle ile ikindi, akşam ile de yatsı namazını birleştirirler. Caferîlere göre abdest alınırken ayakların yıkanması değil, mesh edilmesi farzdır. Bu mezhebe göre ezan okunurken “Eşhedü enne Aliyyen Veliyyullah.” (Tanıklık ederim ki Hz. Ali Allah’ın dostudur.) ifadesini söylemek gerekir. Caferîler namaz kılarken Kerbela toprağından yapılan, türbet ya da mühür denilen bir parça üzerine secde etmeye önem verirler. Böyle yapmayı faziletli bir davranış kabul ederler. Caferîlere göre on ikinci imam kayıp olduğu için cuma namazı kılmak farz değildir.(Ali Bakkal, İslam Fıkıh Mezhepleri, s. 249-259; Ethem Ruhi Fığlalı, Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri, 170-174.) Caferîlik, günümüzde İran’ın resmî mezhebidir. İran dışında diğer Müslüman ülkelerde de Caferîliği benimsemiş insanlar vardır.

İslamiyet tüm zamanlara ve bütün insanlara hitap eden evrensel bir dindir. Aynı zamanda dinamik bir özelliğe sahiptir. Bundan dolayıdır ki İslam’ın her çağda, her mekânda, usulüne göre yeniden yorumlanması ve anlaşılması gerekmektedir.

Yeni ortaya çıkan sorunlara dinin bakış açısının belirlenmesi, bunun için de dinî metinlerin İslam âlimlerince yorumlanması zorunludur. Gerek siyasi-itikadi gerekse amelî-fıkhi mezhepler bu zorunluluğun bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Mezhep imamları, âlimler dinî metinleri yorumlamışlar, İslam dünyasında ortaya çıkan problemlere çözümler üretmek için görüşlerini halka anlatmışlar, eserler yazmışlardır. Böylece İslam dünyasında dinî düşüncede zenginlik ve dinde çoğulculuk ortaya çıkmıştır. Müslümanlar, İslam âlimlerinin görüşlerinden kendi şartlarına en uygun olanına uymuşlar, bu da İslam’ın ilkelerinin hayata geçirilmesi açısından büyük kolaylık sağlamıştır.

Mezhepler halkın dini doğru anlaması, öğrenmesi ve yaşaması açısından büyük öneme sahiptir. Ancak hiçbir mezhep dinle özdeşleştirilmemelidir. Mezheplerin insan ürünü ve dinin yorumlanma biçimi olduğu asla göz ardı edilmemelidir.

İslam dininin öğrenileceği temel kaynaklar Kur’an ve sünnettir. Bu nedenle herkes Kur’an’ı okuyup anlamaya, Hz. Peygamberin hayatını ve sünnetini öğrenmeye önem vermelidir. İbadetlerini yerine getirirken ve günlük hayatta mezhep imamlarının, İslam âlimlerinin görüşlerini dikkate almalıdır. Eğer bunlara özen gösterilmezse dinin doğru anlaşılması mümkün olmaz. Dinin doğru anlaşılmaması da birçok soruna yol açar.

2 Responses

  1. CABBBAR-ÜL CABARRİYE dedi ki:

    bu bilgiler doğru dimi

    • sofi dedi ki:

      Hangi bilginin doğruluğundan şüphe ettiniz? Lütfen sorunuzu direkt olarak sorun. Ayrıca burada yazılan bilgilerin hepsi titizlikle hazırlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir