"Enter"a basıp içeriğe geçin

İslam Medeniyetinde Bilim ve Düşüncenin Gelişimi

Medeniyet, en genel anlamda, insanların bir nesilden diğerine aktardıkları siyasal, sosyal, ekonomik faaliyetler, kurumlar, değerler ve kavramların hepsidir.17 İslam medeniyetinin temelinde bilgi (ilim) kavramının olduğu görülür. Bilimsel bir sürecin sonucunda oluştuğu için İslam medeniyetini “bilimsel medeniyet” olarak nitelendirebiliriz.18

610 yılında Hz. Muhammed’e (s.a.v.) inen ilk vahiyle birlikte başlayan İslam dininin yayılma süreci hızlı bir şekilde gerçekleşmiştir. Daha Hz. Peygamber hayatta iken İslam dini bütün Arabistan yarımadasında kabul edilmiş ve Müslümanlar dönemin güçlü imparatorluklarıyla rekabet edecek duruma gelmiştir. Daha sonra gelen Hulefa-i Raşidin (Dört Halife) Dönemi’nde ise İslam, Orta Asya ve Anadolu topraklarına kadar ulaşmıştır. Avrupa için karanlık bir dönem olan Orta Çağ’da Müslümanlar ilmî çalışmaları ile bilime yön vermişlerdir. Hatta Osmanlı İmparatorluğu ile dünyanın en büyük ve en güçlü medeniyetlerinden birini kurmuşlardır.

İslam medeniyetinde bilimsel süreci başlatan ilmî çalışmalar öncelikle vahiyle oluşmaya başlamıştır.19 Kur’an ve sünnetin ilme, bilgiye ve öğrenmeye teşvik eden buyrukları, Müslümanların başta dinî ilimler olmak üzere insanlığın faydasına olan her türlü bilgiye yönelmelerine vesile oldu. İslam bilim tarihinde öncelikle dinin iki ana kaynağı olan Kur’an ve sünnetin anlaşılması ve yorumlanmasına odaklanmış bir ilmî faaliyetin oluştuğu görülmektedir. Bu kapsamda hadis, tefsir, fıkıh ve kelam gibi ilim dalları oluşmuştur. Daha sonra ise fen bilimleri ve sosyal bilimler üzerinden bilim ve düşünce gelişmiştir. İnanan insan açısından ilmin en önemli sorularından biri şudur: “Allah gökleri ve yeri nasıl yönetmektedir?” Buna bağlı bir diğer soru da şudur: “İnsan zihni acaba Allah’ın gökleri ve yeri nasıl yönettiğini kavrayabilir mi?” Bu soruların cevapları Kur’an’da şöyle verilmektedir: “Onlar göklerin ve yerin yönetimi üzerinde ve Allah’ın yarattığı şeyler üzerinde düşünmediler mi…?”20 “Allah O’dur ki, yedi göğü ve yerden de onun mislini yarattı. Emir bunlar arasından indirilir ki, Allah’ın her şeye gücü yeter olduğunu ve Allah’ın kesin olarak her şeyi bir ilim ile kuşatmış olduğunu bilesiniz.”21

Yukarıdaki ilk ayette insanlar, göklerin ve yerin yönetimine dikkat çekilmektedir, yani göklerin ve yerin hangi kanun ve prensiplere bağlı olarak gerçekleştiği üzerinde insanlar sistematik düşünmeye sevk edilmektedir. İşte İslam uygarlığının klasik döneminde Müslümanlar, bu motivasyonlarla kendilerini ve içinde yaşadıkları uzayı anlamaya yönelmişlerdir. Matematik, mantık, fizik, kimya, astronomi, botanik gibi bilimlerle ve felsefeyle uğraşmalarının temelindeki motivasyon budur. İslam’da ilme, öğrenmeye ve düşünmeye verilen önem, aslında insana verilen önemin bir göstergesidir.22 Vahiy merkezli başlayan İslam bilim ve düşüncesinin önemli aşamalarından biri felsefenin İslam dünyasına girmesidir. Felsefenin İslam dünyasına girmesi tercüme faaliyetlerinin bir sonucudur. İlk tercüme çalışmaları Emeviler Dönemi’nde başlamış, 750 yılından 900 yılına kadar sürmüştür. Bu dönemde Sanskritçe, Pehlevice, Yunanca ve Süryaniceden eserler tercüme edilmiştir. Bu amaçla Abbasi Halifesi Me’mun, Bağdat’ta kütüphane, akademi ve tercüme bürosundan oluşan beytü’l-hikme adı verilen bir müessese kurdu. Beytü’l-hikme’deki mütercimlerin başında Arapça ve tıp ilimlerinde otorite olan Huneyn b. İshak adlı bir hekim vardı. 23 İslam dünyasında başlayan tercüme faaliyetleri salt bir nakil olmayıp felsefenin, İslam düşüncesi ile yeniden hayat bulup hikmete dönüşmesidir. Müslüman bilim adamları öncelikle, Batı’da Roma ve Doğu’da Çin olmak üzere, diğer devletlerde geliştirilen bilim ve teknolojinin yanlış ve tutarsız noktalarını çıkartarak almış, kendilerine fayda sağlayacak duruma getirmişlerdir.

İlk adım niteliğindeki çalışmalarının ardından, elde ettikleri bilgileri değerlendirip yorumlayarak bilim ve teknolojiye katkıda bulunmaya başlamışlardır. Hicri beşinci yüzyılın ikinci yarısında dönemin İslam bilim adamları buluş ve keşifleriyle, Batı’daki Rönesans ve Reform hareketlerine öncülük etmişlerdir. Rönesans’ın başlamasının ve yeni bir çağın açılmasının kıvılcımını çakmışlardır.24 Müslümanlar tercüme faaliyetlerinin yanında matematik, astronomi, haritacılık, coğrafya, fizik, kimya, tıp, zooloji, botanik, biyoloji ve benzeri bilim dallarında ilerlediler. Bilime yeni buluşlar ile katkı sunmaya başladılar. Felsefi eserlerin Arapçaya çevrilmesiyle birlikte, felsefe ve diğer bilimler de İslam dünyasına girmiş oldu. Bu sayede, önceleri İslami ilimler için kullanılan “ulûm” terimine bütün ilimler girmeye başladı. Müslümanlar arasında ilim dalları o kadar çeşitlenmiştir ki bu ilim dallarının tasnifini yapmak üzere eserler yazılmaya başlanmıştır. Birbirinden farklı olarak çok sayıda sınıflandırma yapan âlimler arasında en önemlileri Fârâbî, Gazzâlî, Taşköprizade ve Kâtip Çelebi’dir.

Fârâbî’nin bilimler sınıflandırmasından25 anlaşılacağı üzere, Müslümanlar 10. yüzyılda tüm bilim dallarında eserler vermiş ve teknoloji ile iç içe olmuşlardır. İslam dünyasında 7. yüzyılda başlayan ilim ve düşünce gelişimi 10. yüzyılda tam manasıyla zirveye ulaşmıştır. Daha sonra dünya bilimine yön verecek konuma gelmiş, yaklaşık 500 yıl bilim ve düşünce tarihinde egemenliğini sürdürmüştür.26 İslam düşünce tarihi incelendiğinde bilim ve felsefe alanında 12. yüzyıla kadar Müslümanların, klasik bilimlerin her alanında (matematik, fizik, astronomi, kimya, biyoloji ve tıp) geniş çapta ve çok yönlü bir araştırma çabası içinde olduğunu görüyoruz.

Müslümanlar bu süre içinde bir yandan Eski Yunan ve Hintli düşünürlerin eserlerini dikkatle incelerken diğer yandan da bunlardan tamamen farklı yaklaşım ve metotlar geliştirmişlerdir.27 İslam dünyasındaki bilimsel gelişmeler, etrafındaki diğer kültür ve medeniyetleri de etkilemiştir. Özellikle Batı medeniyeti Endülüs Emeviler’inin bilimsel birikiminden çokça istifade etmiştir. Hatta Batı’nın Fârâbî, İbn-i Rüşt gibi İslam düşünürleri olmaksızın Eflatun, Sokrat gibi Antik düşünürlerle bağ kurması mümkün değildir. Sonuç olarak Batı medeniyeti ve bugünkü modern bilim ve teknolojinin temelleri ile gelişimini, İslam bilim ve medeniyetine borçludur.

17 İbrahim Sarıçam-Seyfettin Erşahin, İslam Medeniyeti Tarihi, s. 1.
18 Alparslan Açıkgenç, İslam Medeniyetinde Bilgi ve Bilim, s. 33.
19 Alparslan Açıkgenç, Doğu’dan Batı’ya Düşüncenin Serüveni, C 5, s. 19.
20 A‘râf suresi, 185. ayet.
21 Talâk suresi, 12. ayet.
22 Şakir Kocabaş, “İslam ve Bilim”, Divan, sayı 1, s. 71-72.
23 bk. Corci Zeydan, İslam Uygarlıkları Tarihi, C 2, s. 82,186.
24 Hacı Mahmut Hatun, Dünyaya Yön Veren Müslüman Bilim Adamları, s.6.
25 Mehmet Bayrakdar, İslam’da Bilim ve Teknoloji Tarihi, s. 46-48.
26 Alparslan Açıkgenç, İslam Medeniyetinde Bilgi ve Bilim, s. 67-106.
27 Şakir Kocabaş, İslam ve Bilim, İstanbul: Divan, sayı 1, 1996, s. 69.

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.