İslam’da Bilginin Kaynakları

Bilgi; insan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünüdür. Bu olgu, gerçek ve ilkelerin insan aklı tarafından kavranabilmesi için bazı süreçlerden geçmeleri gerekir. Çevreden elde edilen verilerin akıl tarafından bilgi hâline getirilmesi yolculuğunda ona vahiy ve duyular da eşlik eder. Kur’an-ı Kerim’de bilgi kaynağı olarak zikredilen akıl, vahiy ve duyuları inceleyelim.

Akıl

Selim akıl, dinin kaynaklarından biridir. Yüce Allah (c.c.) insanı akıl nimeti ile yaratarak diğer varlıklardan üstün bir konuma yerleştirmiştir. Aklı sayesinde insan kendisinin farkında olur, bilinçli bir gayret içinde çevresi ile ilgilenerek bilgi üretir. Bilgiyi sınıflandırır, teknolojik araç ve gereçler yapar. Bilim de bu gayretin sonunda ortaya çıkan bir insan ürünüdür. Bilimin, medeniyetlerin, kültürlerin var olması, Allah’ın (c.c.) insanda var ettiği akıl sayesindedir.

Akıl, insanı diğer canlılardan üstün kıldığı gibi yaratıcısı karşısında ona sorumluluklar da yükler. Zira akıl, yüce Allah’ın (c.c.) buyruklarını anlamamıza ve bilgi hâline getirmemize aracı olur. Yani aklı sayesinde insan, yaratıcısıyla muhatap bir varlık hâline gelmiştir. Kur’an-ı Kerim’de “Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi…”3 buyrularak aklın insana yüklediği sorumluluk vurgulanmıştır.

İnsan, aklını doğru bir biçimde kullanması ve doğru düşünmesi için uyarılmıştır. “…Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?”4 , “…Akledemiyor musunuz?” 5 şeklindeki birçok ayette bu husus vurgulanmıştır.

Yüce Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de, insandan aklını kullanırken çevresine bakmasını; kusursuz yaratılışı, yaratılmışlar arasındaki hayrete düşüren ayrıntıları görmesini ister. O, bir ayette şöyle buyurur: “Deveye bakmıyorlar mı nasıl yaratılmıştır! Göğe bakmıyorlar mı nasıl yükseltilmiştir! Dağlara bakmıyorlar mı nasıl dikilmişlerdir! Yeryüzüne bakmıyorlar mı nasıl yayılmıştır! Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin.”6 Bu ayetten de anlaşılacağı gibi Allah (c.c.), insandan aklını kullanarak doğru yolu bulmasını istemektedir. Deveye bakabilmek için biyoloji, göğe bakabilmek için astronomi, dağlara ve yeryüzüne bakabilmek için de jeoloji bilimlerine ihtiyaç vardır. Dolayısıyla yüce Allah (c.c.) bizlerden bu alanlarda derinleşmemizi, bilim üretmemizi ve bu birikimle de kendisine yakınlaşmamızı öğütlemektedir. Ancak tüm bu faaliyetler için de her şeyden önce aklı selim sahibi olmak gerekir.

Vahiy

Yüce Allah’ın (c.c.), buyruklarını peygamberlere bildirmesine vahiy denir. Vahiy, İslam dinine göre insanın bilgi kaynaklarından biridir. Tarih boyunca peygamberler, Yüce Allah’ın (c.c.) ilahî vahyini insanlara bildirmekle görevlendirilmişlerdir. Bu bağlamda sünnet de bilgi kaynaklarındandır.

Hz. Âdem’den (a.s.) Hz. Muhammed’e (s.a.v) kadar devam eden vahiy zincirinin sonuncusu olan Kur’an-ı Kerim, insan aklına rehberlik eden, onu yanlış yollara sapmaktan alıkoyan bir kılavuz gibidir. İnsan, aklıyla doğruyu yanlıştan ayırmada ve güzelle çirkin arasında seçim yapmada zorlanır. Şeytanın vesveselerine ve nefsinin arzularına yenik düşerek içinden çıkamayacağı bataklıklara sürüklenebilir. Peygamberlerin gönderildikleri toplumların durumları buna en güzel örnektir. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) gönderildiği dönemdeki toplumun durumu için “cahiliye” kavramının kullanılması da bu yüzdendir. O dönemde Ebu Süfyan, Ebu Cehil, Utbe b. Rebia gibi zekâ ve kabiliyetleriyle nam salmış çok sayıda insan ne yazık ki Hz. Muhammed’in (s.a.v.) getirdiği vahye uymamışlar; nefislerinin esiri olarak küfrün pençesinden kurtulamamışlardır. Bu da göstermektedir ki akıl, yüce Allah’ın (c.c.) çizdiği sınırlar ve gösterdiği yol içinde kalmamıza yeterli olmayabilir. Burada da devreye vahiy dediğimiz ilahî bilgi kaynağı girer. Vahiy; düşüncelerimizin, kanaat ve yargılarımızın doğru olup olmadığını, kısa veya uzun vadede bizim için iyi sonuç doğurup doğurmayacağı konusunda bize yol gösterir.

Vahiy, doğruluğunda asla şüphe olmayan bir bilgi kaynağıdır. İnsanların iyiliği ve mutluluğu, toplumların refahı için öğüt ve nasihatlerde bulunur. Geçmiş toplumların yaptıkları yanlışları anlatarak ibret alınmasını ister. Şeytanın tuzaklarını haber vererek insan için kimin dost, kimin düşman olduğunu haber verir. Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”7 buyrularak insanlık için iyilik ve kötülüğün sınırları çizilir. Ayetin sonunda yer alan “öğüt veriyor” ifadesi, yüce Allah’ın (c.c.) insanların akıllarını kullanarak karar vereceklerini, vahyin rehberliğinin bir zorlama ifade etmediğini belirtir. Ancak insanlar hür iradeleri ve akılları ile yaptıkları seçimlerin hesabını ahirette verecekler, cennet veya cehennemi hak edeceklerdir.

Duyular

Dinin kaynaklarından biri de “selim duyular”dır. İnsan, duyuları aracılığıyla dış dünyadan veriler alır ve aklıyla bu verileri anlamlandırır. Görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma duyuları insanın dışarıya açılan pencereleridir. İnsan, doğduğu andan itibaren duyuları vasıtasıyla edindiği bilgileri kullanır, hayatını bu bilgiler ışığında şekillendirir.

Kur’an-ı Kerim insanın duyuları ile elde ettiği bilgileri vahiy süzgecinden geçirmeden doğru kabul etmemesini öğütler. Vahye uyduğu zaman doğru ve iyi; vahyin çizdiği sınırların dışına çıktığı zaman ise yanlış ve kötü olarak anlamlandırmasını ister. Bir ayette “Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.”8 buyrularak duyular aracılığıyla elde edilen bilginin insana sorumluluk yüklediği vurgulanır. Şayet bir insan “Ben öyle duydum.”, “Ben falancanın yalancısıyım.”, “Öyleymiş.” gibi zan ifade eden bilgileri doğruymuş gibi yayarsa hem duyularını selim bir şekilde kullanmamış hem de bunun sorumluluğunu da yüklenmiş olur.

Yüce Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de insandan duyularını kullanmasını, çevresini gözlemlemesini ve aklını kullanarak ibret almasını ister. Nitekim bir ayette şöyle buyrulur: “Gökleri yedi kat üzerine yaratan O’dur. Rahman’ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin?”9

3 Ahzâb suresi, 72. ayet.
4 Hûd suresi, 51. ayet.
5 Bakara suresi, 76. ayet.
6 Ğâşiye suresi, 17-21. ayetler.
7 Nahl suresi, 90. ayet.
8 İsrâ suresi, 36. ayet.
9 Mülk suresi, 3. ayet.

1 Response

  1. SANANE dedi ki:

    AÇIKLAMIYOSUNUZKİ !! konuyu değiştiriyosunuz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir