"Enter"a basıp içeriğe geçin

İslam’da Nişan Ve Nikâh

Kız isteme

Evlenmeye karar veren kişiler, evlilik öncesi birbirlerini seçtiklerinin bir ifadesi olarak söz ya da nişan yaparlar. Bu törenlerin öncesinde kız istemeye gidilir, kahveler içilir ve söz, sebeb-i ziyarete gelir. Kız isteme merasimlerinde “Allah’ın emri ve Peygamber’in kavliyle” denmesi âdettendir. Bu ifadeler hiç de boşa söylenmiş sözler değildir. Gençler mukaddes bir işe talip olmakta, aile büyükleri de “İçinizden bekâr olanları evlendirin…”4 buyruğunca hareket etmektedirler. Peygamber’in kavliyle denmesinin sebebi de Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) nikâhla ilgili teşvik edici sözlerinin ve kız isteme merasimlerinde yaptığı konuşmaların hatırlanmasından ileri gelmektedir.

Kız isteme merasimlerinde genelde aile büyüklerinden biri “Münasiptir.” der ve gençler yeni bir hayata adım atmış olurlar.

Ülkemizde bu aşamadan sonraki devreler yüzük takmak deyimiyle ifade edilir ki artık gençlerin evliliğe hazırlandıklarının bir işaretidir. Yüzük takmak dini bir zorunluluk değil kültürel bir semboldür.

Söz ve Nişan

Söz ya da nişan merasimleri, dinî bir gereklilik değil örfi bir ihtiyaçtır. Çiftlerin “Biz evlilik yolunda ciddi adımlar atıyoruz.” mesajını topluma vermeleri ve çevrede oluşabilecek dedikoduların önünü kesmesi açısından önemlidir. Ancak bu dönemde kişiler, Allah (c.c.) katında henüz evli olmadıklarından mahremiyet konularında dikkatli olmalı ve görüşmelerini meşru çerçeve içerisinde sürdürmelidirler.

Diğer yandan söz ve nişan dönemlerinde çiftler birbirilerini, dünyevi isteklere boğarak ya da törensel günleri abartarak “Acaba evlenmekle yanlış mı yapıyoruz?” yılgınlığına düşürmemelidirler. Anne-baba ve akrabalar bu duruma hoşgörüyle yaklaşmalı, kendi heves ve arzularını, koruma içgüdülerini kontrol altında tutmalıdırlar.

Nişan dönemleri yuva kurmaya hazırlık dönemidir. Elbette yeni bir ev kurulmaktadır. Pek çok ihtiyaç vardır. Ancak aileler birbirilerine eşya aldırma yarışına girdiklerinde hem kendileri hem evlatları bunalmakta, olmazsa olmazların sayısı arttıkça toplum yeni yükler altına girmektedir. Hâlbuki Allah Rasûlü (s.a.v.) “En bereketli nikâh, külfeti en az olanıdır.”5 buyurmaktadır. Mutluluklarını eşyaya endeksleyenler, hiçbir zaman mutlu olamayacaklardır. Çünkü her yeni eskir. Çılgınca değişen dünyada eskimeyen duygulara yatırım yapmak, en güzel ve huzuru sağlayan en kestirme yoldur. Teknolojik aletler eskiyebilir ama kanaatkârlık eskimez. Yeni aksesuar ve modalar eskiyebilir ama fedakârlık ve şefkat eskimez. Bu yüzden çiftler, eşya alımına harcanan emekten çok daha fazlasını “Nasıl iyi bir eş olunur?” düşüncesiyle geçirmelidirler.

Nikâh

Evlilik yüzüğü, esaret halkası değil bir hürriyet nişanesidir. Bekârlık sultanlık değil, henüz karar verilememiş bir sürecin sancılı bekleyişidir. Evlilik, yarımı tamamlamaktır. Evlilik, zihni sürekli meşgul eden gönlün sesini dindirmektir. Evlilik, huzur ve sükûndur. Evlenmeye karar veren çiftler nişan süresini çok fazla uzatmamalı, ailelerinin de rızasıyla nikâh kıymak suretiyle evlenmelidirler. Nikâh kıymak için yasaklanan bir gün bulunmamaktadır. Nikâhta kişilerin karşılıklı rızası ve şahitler olmalı ayrıca nikâh, ilan edilmelidir. Günümüzde ilan, nikâh töreni ve düğün gibi çeşitli şekillerde yapılmaktadır.

Evliliğe yeni adım atan kişiler tebrik edilmeli ve onlar için hayır ve bereket duaları yapılmalıdır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) yeni evlileri şöyle tebrik ettiği bilinmektedir: “Allah (c.c.) mübarek etsin, sana bereketler ihsan etsin, eşini de seni de hayır ve iyiliklerde ortak etsin.”6

Ülkemizde bu güzel günde “Hayırlı olsun.”, “Allah (c.c.) mübarek etsin.”, “Allah (c.c.) mesut etsin.” gibi cümleler söylenmektedir. “Allah (c.c.) bir yastıkta kocatsın.” ifadesi de yine kültürümüzde yerini almış bir dua cümlesidir.

“Birlikte bir ömür sürüp birlikte yaşlanasınız.” anlamına gelen bir iyi dilek temennisidir.

Abdurrahman b. Avf’ın evlendiğini öğrendiği zaman Hz. Peygamber (s.a.v.) kendisine şöyle demiştir: “Bir koyun keserek de olsa düğün yemeği ver!”7

Yine başka bir hadis-i şerifte Allah Rasûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İlk gün velîme (düğün yemeği vermek), yerinde ve olması gereken bir davranıştır. İki gün vermek âdettendir. Üç gün vermek ise riya ve gösteriştir.”8

Eğlence: Düğün elbette ki bir dönüm noktasıdır. Bu mutlu günlerinde insanların eğlenmeleri doğal bir haktır. Ancak eğlence sırasında başka insanların hakları ihlal edilmemeli onları rahatsız edecek hâl ve davranışlardan sakınılmalıdır. Diğer yandan düğün diye her şey meşru görülmemeli, içki vb. haramları kullanarak düğünler bir kâbusa çevrilmemelidir.

Mehir: İslam dini dünya tarihi boyunca ve özellikle kendi geldiği Cahiliye Dönemi’nde; ezilen, hor görülen, pek çok sosyal haklardan mahrum kalan kadının durumuna yönelik ciddi düzenlemeler getirmiştir. Bu konulardan biri de nikâhlanan kadına mehir verilmesidir. Mehir, kadına evliliği sebebiyle verilen bir haktır. Üstelik miktarını kadının belirleme imkânı vardır. Mehir, evlenen kadının bir hakkı olarak görülmekte ayrıca Kur’an-ı Kerim’de erkeklere, evleneceği kadının mehrini, istemeyerek ve cimrilikle değil gönül hoşluğuyla ve cömertçe vermeleri uyarısında bulunulmaktadır.

Mehir başlık parasıyla karıştırılmamalıdır. Çünkü başlık parası, kızın ailesine zorunlu olarak verilen yanlış bir uygulama iken mehir bizzat evlenen kadına verilmektedir. Ayrıca kadının, mehrini eşine hibe etme (bağışlama) hakkı da bulunmaktadır.

Kabul Edilemez Evlenme Çeşitleri

Peygamberimiz’in (s.a.v.) yaşadığı dönemde cahiliye diye adlandırılan bir toplumda ahlaki değerlere uygun düşmeyecek evlilik uygulamaları vardı. Dinimiz bu uygulamaları kaldırmış ve kabul etmediğini açıklamıştır. Örneğin şigar, kişinin kendi istediği bir kadınla evlenebilmek için kızını veya kız kardeşini feda etmesi yani o aileden biriyle zorla evlendirmesi demektir. Günümüzde bu durum, berdel vb. yöntemlerle sürdürülmeye çalışılmaktadır. Ayrıca dinimiz evli kadınla boşanmadan evlenmeyi, ateist, müşrik, mürted ve ehli kitapla yapılan evlilikleri de yasaklamıştır.

Dinimiz zorla evlendirilmelere hiç hoş bakmamaktadır. Evlilik iradeli başlanması gereken bir olaydır. Zorla kaldırılabilecek bir yükümlülük değildir. İslam dini bu konuda kadınların haklarını koruyacak düzenlemeler getirmiş ve izni olmaksızın kızları evlendirmeyi yasaklamıştır.

Kız kaçırma da yine bir sorun yumağı olarak karşımızda durmaktadır. Kızın zorbalıkla kaçırılması kabul edilemez bir durumdur. Kız razı olsa dahi aile razı olmadığı zaman ciddi problemler yaşanmakta, huzurlu bir evlilik hayal olmaktadır.

Gizli Nikâh: Nikâhı zinadan ayıran en önemli fark ilan yani etrafa duyurmaktır. İlan sayesinde taraflar artık evli bir çift olduklarını çevrelerine bildirmiş, birbirilerine bağlılıklarını duyurmuş ve artık bir aile sorumluluğu almış olurlar. Bu durum onları iffetsizlikten, birbirilerini kolayca terk edivermekten korur. Gelecek nesilleri de teminat altına alır. Şahitsiz ve ilansız, yalnızca erkekle kadının karşılıklı rızaları ve irade beyanları (seninle evlendim, evleniyorum demeleri) ile yapılan evlenme akdinin sahih ve geçerli olmadığı, böyle bir evlenme ile birleşenlerin zina etmiş olacakları konusunda ictihad birliği vardır. Bütün mezheplere göre de nikâhın ilan edilmesi; yani gizlenmemesi, çevreye duyurulması sünnettir. Ailelerin haberi olmaksızın sadece iki şahitle gizli saklı kıyılan nikâhlar, ne örfümüze ne de dinimize uygun değildir, yapılmamalıdır.

Nikâhsız Birliktelik: Dinimiz nikâh dışı ilişkileri yasaklamış ve bu durumu zina olarak nitelendirmiştir. Zina, dinen büyük günahlar arasında sayılmaktadır.

Kişi evliliğe kadar iffetini muhafaza etmeli; sadece nikâhın koruyucu şemsiyesi altında karşı cinsle bir araya gelmelidir. Unutulmamalıdır ki “Temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara layıktırlar.”9

4 Nur Suresi 24/32.
5 İbn Hanbel, VI,83.
6 Ebû Davud, Nikâh,35-36.
7 Buhari, Büyû’ 11.
8 İbn Mace, Nikâh 21.
9 Nur Suresi 24/26.

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.