Laikliği Doğuran Nedenler Nelerdir? Laiklik Neden Vardır?

Laik kelimesi Yunanca laikos kelimesinden gelmektedir. Eski Yunanlar laikos terimi ile halktan olan kişiyi ifade etmekteydiler. Bir sınıf olarak halk terimi, yönetilen insanları nitelemek için kullanılmaktaydı. Kilisenin yönetim erkini elinde bulundurduğu Ortaçağ toplumunda laikos terimi ile ruhban sınıfından olmayan, herhangi bir dinsel işlevi ve unvanı bulunmayan kişi kastedilmekteydi.

Her kavram kendi tarihsel pratiği, onu yönlendiren toplumsal olaylar ve kurumlar ile birlikte düşünüldüğünde daha iyi anlaşılır. Bu çerçevede, laiklik terimini Ortaçağ Avrupa’sında yaşanan kilise-toplum çatışmasının bir ürünü olarak görmek mümkündür. Batı uygarlığının kendine has fikrî ve siyasî gelişimi çerçevesinde ortaya çıkan laiklik, en genel anlamda din otoritesi (kilise) ile devlet otoritesinin ayrılığını esas alan siyasî-hukukî bir ilke olarak ifade edilebilir.

Orta Çağ’da kilise, hem dinî hem siyasi otorite olarak din işlerinden felsefeye, bilimsel çalışmalardan gündelik hayatı düzenleyen kurallara kadar her şeyi idaresi altında bulunduruyordu. Din adamları sınıfı, görüşleri Tanrı’nın sözleri olarak görüldüğü ve mutlak doğru olarak kabul edildiği için toplumda ayrıcalıklı bir sınıf hâline gelmişti. Bu ayrıcalıklı durum zamanla kilisenin ekonomik, siyasi ve sosyal alanlarda halka baskı uygulanmasına kadar gitmişti.

Ortaçağ boyunca Batı Avrupa’da kilise ve din adamlarının baskısı fikir hayatı üzerinde de etkisini göstermiştir. Kilise, eğitim kurumlarının tek hâkimiydi. Kendi görüşleri dışında gelişen fikirlere karşı amansız bir savaş içindeydi. Engizisyon mahkemeleri aracılığı ile topluma yön veriyor, bilim ve keşiflere müdahale ediyor, din adına bilim insanlarını cezalandırıyordu. Kilisenin uygulamalarına karşı çıkanlar aforoz ediliyor ve toplumdan dışlanıyordu. Halk zamanla kilisenin baskılarından iyice bunalmış, zulüm dayanılmaz boyutlara ulaşmıştı. Avrupa’da güçlü siyasi iktidarların ortaya çıkması, ticaretin gelişmesiyle burjuva sınıfının güç kazanması, böylelikle kentlerin zenginleşmesi gibi nedenler, devleti yöneten krallar ile Roma Katolik Kilisesi’ni temsil eden Papalık makamı arasında uzun süren bir iktidar mücadelesini başlatmıştı.

Engizisyon Mahkemesi: Hıristiyanlıktan uzaklaşan veya dinî esaslara aykırı davranan kimseleri cezalandırmak için kurulan Katolik kilise mahkemeleridir.

Aforoz: Kilise hukukuna göre, yetkili dinî şahsiyetler veya meclisler tarafından suçlu görülen bir Hıristiyan’ın dinden çıkarılmasıdır.

Martin Luther (ö.1546) ile başlayarak Fransız Devrimi’ne (1789) kadar uzanan Reform ve Rönesans hareketleri sonunda kilisenin özgür düşünce üzerindeki baskısı sona ermiş, kilisenin siyasi otoritesi güç kaybetmiştir. 1905’te Fransız Parlamentosu’nun kabul ettiği bir kanunla kilise ile siyasi iktidar resmen birbirinden ayrılmıştır. Böylece laiklik, Avrupa’da katolik kilisesi’nin ekonomik, siyasi ve sosyal baskısına karşı gelişen ve sınıfsal bir nitelik taşıyan mücadeleler sonunda yerleşmiştir.

Türk toplumunda laikliğin ortaya çıkışı, Katolik Batı Avrupa tecrübesinden farklı bir gelişim çizgisi izlemiştir. İslam’da bir ruhban sınıfı veya Katolik Kilisesi gibi örgütlü bir dinî yapı bulunmadığı için laiklik bir sınıfsal hareket olarak değil, modernleşmenin bir yansıması olarak görülmelidir.

Batılı devletler karşısında Osmanlı devletini güçlendirme gayretleri çerçevesinde, toplumsal alanda bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bu bağlamda modern okullar açılmış, Batı’dan ceza ve ticaret kanunları alınmış, yargılama alanında dinî kurallardan bağımsız mahkemeler kurulmuştur. Bu durum toplumda dinî kurumlarla laik kurumların aynı anda bulunması sebebiyle Cumhuriyet Türkiye’sine kadar sürecek bir ikilik çıkarmıştır.

Anayasal zeminde laiklik ilkesi belli bir süreç dahilinde ülkemizin hukuk metinlerine girmiş ve mevzuatta yer bulmuştur. 1924 Anayasası’nda devletin dininin, İslam dini olduğu belirtilmiş olmasına rağmen 10 Nisan 1928’de yapılan Anayasa değişikliği ile “Devletin dini İslam’dır.” ibaresi anayasadan çıkarılmıştır. Takiben 5 Şubat 1937’de yapılan değişiklikle anayasanın 2. maddesi yeniden düzenlenmiş ve laiklik prensibi devletin temel nitelikleri arasında zikredilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir