"Enter"a basıp içeriğe geçin

Laiklik, Din ve Vicdan Özgürlüğü

Laiklik Fransızca kökenli bir kavramdır. Bu kavram en genel anlamıyla din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı yürütülmesi demektir. Dinin devlet işlerine, devletin de din işlerine karıştırılmaması laikliğin gereklerindendir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluşundan itibaren laiklik ilkesi çerçevesinde hareket etmiştir. Kurumları, kuruluşları ve yönetim anlayışı laiklik ilkesine uygun olmuştur. Ancak laiklik, devletimizin yönetim anlayışını yansıtan bir ilke olarak Anayasa’mızdaki yerini 1937 yılında almıştır.

Laiklik, bütün vatandaşların din ve inanç hürriyetini yasal açıdan güvence altına alır. Bu konuyla ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24. maddesinde yer alan ilke şöyledir: “Herkes vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kimse ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.” Atatürk de birçok sözünde laiklikle ilgili açıklamalar yapmıştır. Örneğin o, bir sözünde şöyle demiştir: “Türk devleti laiktir. Her yetişkin dinini seçmekte serbesttir.” Böylece o, laikliğin herkese inanç hürriyeti tanımak anlamına geldiğini vurgulamıştır. Laiklik dine değil, dinin istismar edilmesine, çıkar amacıyla kullanılmasına karşıdır. Atatürk, “…Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, ilerleme ve canlılığın düşmanlarıdırlar…” diyerek bu gerçeğe dikkat çekmiştir.

Bireyin özgür biçimde herhangi bir dinî inancı seçmesinde, o inançla ilgili düşüncelerini ifade edebilmesinde laikliğin önemli bir etkisi vardır. Çünkü laiklik, inanç ve düşüncelerin özgürce ifade edilmesini savunur. Bu konuda kişilere güvence sağlar. Atatürk birçok sözünde laikliğin din ve inanç özgürlüğüne katkı sağladığını vurgulamıştır. Örneğin o bir sözünde, “Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse hiçbir kimseyi ne bir din ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.” demiştir. O, başka bir sözünde ise din hürriyetinin ancak laiklikle sağlanabileceğini şöyle vurgulamıştır: “Laiklik prensibinde ısrar ediyoruz. Çünkü millî iradenin, insanlığa mal olmuş değerlerin belki de en mukaddesi olan din hürriyeti ancak laiklik prensibine bağlanmakla korunabilir.”

Atatürk bir sözünde, “Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz.” demiştir. Böylece o, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulması gerektiğine dikkat çekmiştir. Bütün bunlardan anlaşılacağı gibi laiklik insanların gerçek manada inanç, ibadet ve düşünce hürriyetine sahip olmasını savunur. Hiçbir zaman insanların dinine, düşünce veya inançlarına karışılmasını istemez.

Laiklik ilkesi gereğince ülkemizde din ve devlet işleri birbirinden ayrılmıştır. Ancak halkımızın dinini doğru ve güvenilir kaynaklardan öğrenmesi için de çalışmalar yapılmıştır. Kur’an-ı Kerim ve temel hadis kaynakları dilimize çevrilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı kurularak din hizmetlerinin güvenli ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amaçlanmıştır. Vatandaşların; dinini, inancını okullarda öğrenebilmesi için de gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Atatürk bir konuşmasında, “…Bizde ruhbanlık yoktur. Her fert dinini, diyanetini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur.” diyerek bu gerçeğe dikkat çekmiştir. Atatürk çeşitli ortamlarda yaptığı birçok konuşmada da dinimizden ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’den övgüyle söz etmiştir. Örneğin o bir sözünde, “…İnsanlara feyiz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir…” diyerek İslam diniyle ilgili bakışını açıkça ortaya koymuştur.

Laiklik Din ve Vicdan Özgürlüğünün Güvencesidir

İnsanların dini ve vicdani bir kanaate sahip olması insanın var oluşuna, düşünme ve inanma yeteneğine dayanmaktadır. Bir özgürlük alanı olarak din ve vicdan hürriyeti kişilerin istedikleri dini ve inancı serbestçe seçmeleri, seçtikleri dinin kurallarını hiçbir müdahaleye maruz kalmadan uygulamaları, bu konuda sahip oldukları öğrenme, öğretme, yayma vb. hakları kullanmaları şeklinde ifade edilmektedir.

Batı kültür tarihinde din ve vicdan hürriyeti, laiklik ilkesinin ortaya çıkışının zorunlu bir sonucudur. Dogmatik yapısı sebebiyle Hıristiyan mezhepleri içinde bir uzlaşma sağlanamamış ve bu durum mezhepler arasında ciddi çatışmaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Luther’in başlattığı reform hareketi, Katolik kilisesinin devletten aldığı iktidar gücünü kaybetmesine, diğer mezheplere karşı katı tutumunun zorunlu olarak yumuşamasına neden olmuştur. (Ömer Faruk Harman, “Din”, TDV İslam Ansiklopedisi, C 9, s. 320.) Böylelikle toplumda bulunan tüm inanç gurupları kendilerini özgürce ifade etme fırsatı bulmuştur.

Yönetim biçiminin laiklik prensibi çerçevesinde şekillendiği toplumlarda, demokratik hayat tarzının da sunduğu hürriyet ve eşitlik ilkeleri ile beraber insanlar inançlarından dolayı herhangi bir korku ve endişeye kapılmaz, inanç, kanaat ve ibadetler konusunda baskı görmezler.

Laik devlet, din ve vicdan özgürlüğünün güvencelerinden biridir. Atatürk din ve vicdan özgürlüğünü, “Her birey istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre malik olmak, mensup olduğu bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz. Vicdan hürriyeti, mutlak ve taarruz edilemez, ferdin tabii haklarının en mühimlerinden tanınmalıdır.” (Ayşe Afet İnan, Mustafa Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, s. 85.) şeklinde tanımlamaktadır.

Din hürriyetine ilişkin temel esaslar anayasamızda da yer almıştır. “Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kimse ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz…” (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Madde: 24.) maddesiyle vatandaşların hak ve özgürlükleri güvence altına alınmıştır.

Küreselleşen dünyamızda toplumlar çok dinli ve çok kültürlü bir yapıya sahip olmaktadır. Bu durum toplumsal barışın sağlanmasının temel şartlarından olan din ve vicdan özgürlüğünün önemini daha da artırmaktadır. Aynı toplumun farklı kanaatlere sahip üyelerinin, barış ve huzur içinde yaşayabilmeleri için birbirlerinin hak ve özgürlüklerine saygı göstermeleri gerekir. Din ve vicdan özgürlüğü laikliğin bir gereği olarak herkesin doğal hakkıdır.

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.